AKŞEHİRİN TARİHİ YERLERİ



AKŞEHİRİN TARİHİ YERLERİ

 

AKŞEHİR BATI CEPHESİ KARARGAHI MÜZESİ  


Sakarya Meydan Savaşı'nın zaferle sonuçlanmasından sonra, düşmanın Afyon-Eskişehir hattının doğusunda mevzilenmesi üzerine, Batı Cephesi Karargahı Akşehir'e taşınır.18 Kasım 1921'de Akşehir'e gelen karargah, Belediye binasına yerleşir. 24 Ağustos 1922 günü Büyük Taarruz için cepheye hareketle- rine kadar bu binada çalışır.Geçen dokuz buçuk aylık sürede, Büyük Taarruz hazırlıkları buradan sürdürülür.Bu arada Mustafa Kemal birçok kez Akşehir'e gelerek çalışmaları denetler, hazırlıkları yönlendirir.Bina, 1904-1905 yıllarında, Belediye Başkanı Bostan Bey zamanında Belediye Binası olarak inşa edilir.İki katlı olan bina, taş temelli, tuğla ve bağda- di malzemelidir.Binanın zemin katının doğu ve güney kısmında Büyük Taarruz hazırlıklarını ve Büyük Taarruzu canlandıran agrafito tekniği ile birer pano yapılmıştır. 

Umut ve mücadele günlerinin bir belgesi olan Karargah binası,1965 yılında Belediyenin başka bir binaya taşınması üzerine, müze olması kaydıyla Bakanlığa bağışlanır.Büyük bir onarım sonrasında, 5 Temmuz 1966 günü "Atatürk ve Etnografya Müzesi" olarak ziyarete açılmıştır.1981 yılında yapılan onarım ve düzenleme sonrasında, esas işlevi nedeniyle bugünkü adını alır.
Müzenin zemin katında idari bölüm yer alır.Üst kat, karagah zamanından günümüze kadar orjinal malzemesiyle kalabilen, güney köşedeki büyük oda, Atatürk'ün çalışma ve Büyük Taarruz'un kararının alındığı odadır.Bu odanın her iki yanında yer alan odalar ise, Karargah Komutanı İsmet İnönü ile Kurmay Başkanı Asım Gündüz'ün çalışma odalarıdır.İsmet Paşa'nın balmumu heykeli çalışma masasına oturtulmuştur.Kuzey köşede yer alan odanın içerisindeki vitrinlerde Ulu Önder'e hediye edilen ve kendisi tarafından kullanılan eşyalar ile silahları sergilenmektedir.Diğer dört odada Karargahta çalışan subayların biyografileri, Nutuk'tan alıntılar, levhalar, fotoğraflar, haritalar, belge ve silahlar teşhir edilmektedir. 

 

ARKEOLOJİ MÜZESİ(TAŞ MEDRESE)

Akşehir'de müzecilik,1946 yılında Maarif Memurluğunca eski eserlerin derlenip korunmaları amacıyla, bir memurun görevlendirilmesiyle başlar. Derlenen eserler o zaman kullanılmayan İmaret Camii'nde korunuyordu.1950 yılında caminin ibadete açılması üzerine eserler Taş Medrese'ye nakledilir.1960 yılında depo durumundaki müzeye müze memurunun atanmasıyla resmen müzecilik başlar.Yapılan restorasyon ve düzenlemelerden sonra 8 Haziran 1965 günü müze ziyarete açılır.

Taş Medrese, mescit, türbe, hangah, imaret ve çeşmeden oluşan bir külliye şeklinde inşa edilmiştir. Medrese Anadolu Selçuklu sultanlarından II.Keyhüsrev'in oğlu II.Keykubat zamanında Başvezir Emirdad Sahipata Hüseyin oğlu Fahreddin Ali tarafından 1250 yılında yaptırılmıştır.

Külliyeden günümüze sadece mescit ve bir arada bulunan türbe ile medrese gelebilmiştir.Medrese plan olarak açık avlulu ve dört eyvanlıdır.Taç kapısı ile baş eyvan güney-kuzey yönünde, iki eyvan ise dikey olarak yapılmış ve değişik tarihlerde yapılan onarımlar sırasında güneydeki eyvan, oda haline getirilmiştir.Orta avlunun her iki yanında devşirme malzemeyle yapılmış revaklar yer almaktadır.Taç kapının sağ tarafında beş oda bulunmaktadır.Türbe giriş kapısının solundadır. Kare planlı olan türbenin altında kriptası mevcuttur.Kubbe eteğinde, pek azı günümüze gelebilmiş kufi yazı benzeri geçmeli geometrik örneklerden meydana gelen, çini mozaik tekniğinde süsleme kuşağı vardır.Aynı şekilde kubbenin ortasında da çini bulunmaktadır.

Müzede Neolitik Dönemden,XIX. yüzyılın sonuna kadar,insanın doğumundan ölümüne kadar gereksinim duyduğu birçok eserler bulunmaktadır. Bu eserler arasında en zengin koleksiyon, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait mezar taşlarıdır.Selçuklu Dönemi figürlü mezar taşları müzede önemli bir yer tutarlar. Bu eserler Akşehir ve çevresinden derlenmiştir. Müzedeki bu mezar taşları, hattat kitabeleri ile de dikkat çeker.Ayrıca Türkiye'de sayıları cok az olan (3 veya 4) renkli mezar taşlarından bir örnek müzedir

 

Mezar Taşları

Akşehir, mezar taşları çeşitliliğine sahip önemli merkezlerdendir. Bu kolleksiyonun bir kısmı halen Nasreddin Hoca mezarlığında bulunurken, en değerli parçalar Arkeoloji müzesinde sergilenmektedir. Hiçbir yerde rastlanmayan miktarda figürlü sahideylede karşılaşılmaktadir. Elinde şahin tutan avcı, rahledeki kitabı okuyan erkek, birbirine sarılmış ana ve çocuk bunlara örnektir.


Güdük Minare Camii
Minaresi adha sonra yapılan içi çini işlemeli bu camii, Selçuklu İmparatoru alaaddin Keykubat zamanında yapılmıştır. 1226 yılından bu yana tamiratlarla ayakta kalan eser ilgi çekmeye devam etmektedir.


 Nasreddin Hoca Türbesi
Şehir mezarlığının tam ortasındadır. Özel olarak düzenlenmiş bir giriş kapısı vardır. Bakımlı, özenle biçimlendirilmiş bir yol sizi türbeye götürür. Türbe, tarih içinde defalarca şekil değiştirmiştir. Bilinen ve kendine has bir espiri taşıyan ilk yapısı 6 sütun üzerine oturtulmuş bir kubbedeb meydana gelmiştir. Bu sütünların ikisi arasında bir kapı vardır. bu kapı üzerinde de kocaman bir kilit asılmıştı. Diğer yanları tamamen açık olan bu türbede 1905 yılında yaptırılan 2. bir yapıyla korunma altına alınmıştır.

Bugün dışarıdan baktığınızda görülen oniki sütun üzerine oturtulmuş sivri külahlı yapı işte bu tarihten kalmadır. Türbede nasreddin Hoca'nın mezarının yanısıra Mehmet çelebi'nin kızı Habibe'nin mezar taşı bulunmaktadır. Her yıl onbinlerce kişi taraından ziyaret edilen türbe girişinde hatıra ve hediyelik eşya satılan küçük bir mağaza bulunmaktadır
.



Seyid Mahmut Hayrani Türbesi 
Selçuk Mahallesinde yer alır. 1253 yılında yapılan mesicd, kapı üzerindeki zarif kitabesiyle tanınır. Taş Medrese ve Güdük Minare Camiine ait mimari özellikleri taşımaktadır.


Hasan Paşa İmaret Camii  
Nasreddin Hoca Türbesinin güney komşusudur. 1510 yılında II. Beyazit devri Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa tarafından yaptırılmıştır. Bir zamanlar çevresinde; yıoksullara yemek dağıtan bir aşevinden Nasreddin Hoca Medresesine kadar pek çok medrese ve türbe bulunuyordu. Bu sosyal ve kültürel merkez uzun yıllar işlevini sürdürmüşsede günümüze Osmanlı mimarisinin tipik bir örneği olan camii kalmıştır. Bu camiide dünyanın en büyük tek parça halısı yer almaktadır.


İplikçi Camii 
Çarşı içerisindedir. Eskiden çevresini kuşatan iplikçi dükkanları nedeniyle bu ismi almıştır. 1337 yılında Orhan gazi döneminde Ambardar kerim tarafından yaptırılmıştır. 1894 tarihinde tamir edilen camii 1955 yılında yeniden onarıldı



Ferruh Şah Mescidi

Seydi Mahmud Hayrani Türbesinin yer aldığı bakımsı bir parkın içinedir. Duvarlarında kullanılan taşların çeşitliliği İslam, Roma ve Bizanslılarından kalma parçaların sergi yeri gibidir. 1224 yılında Konya'lı Kuluzade Ferruh Şah döneminde yapılır.

1402 tarihinde, tarihi bir görev yüklenir. Timur'a esir düşen Osmanlı İmparatoru Yıldırım Beyazit bir süre bu mescidde hapsedilir ve aynı yerde intihar eder. mabedin alt bölümünde Ferruh Şah'ın mezarı bulunmaktadır.


Ulu Camii 
Kentin Merkezinde bulunan camii, ayakta kalmayı başarmış en eski yapılardan biridir. 1213'de yapılmıştır. Sonraları bir kaç defa onarım geçirip, minare dışında mimarı özelliğini kısmen kaybetmiştir

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !