NASREDDİN HOCA

NASREDDİN HOCA
 

Nasreddin Hoca

 

Türk halk bilgesi. Halk dilinde, duygu ve inceliği içeren, gülmece türünün öncüsü olmuştur. Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim'in derslerini dinledi, İslam diniyle ilgili çalışmalarını sürdürdü. Bir söylentiye göre medresede ders okuttu, kadılık görevinde bulundu.
Bu görevlerinden dolayı kendisine Nasuriddin Hâce adı verilmiş, sonradan bu ad Nasreddin Hoca biçimini almıştır. Onun yaşamıyla ilgili bilgiler, halkın kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden, söylentilerle karışmış, yer yer olağanüstü nitelikler kazanmıştır. Bu söylentiler arasında, onun Selçuklu sultanlarıyla tanıştığı, Mevlânâ Celâleddin Rumi ile yakınlık kurduğu, kendisinden en az yetmiş yıl sonra yaşayan Timur’la konuştuğu, birkaç yerde birden göründüğü bile vardır. Nasreddin Hoca'nın değeri, yaşadığı olaylarla değil, gerek kendisinin, gerek halkın onun ağzından söylediği gülmecelerdeki anlam, yergi ve alay öğelerinin inceliğiyle ölçülür.

Gülmecelerin ve Fıkralarının  incelenmesinden, bunlarda geçen sözcüklerin açıklanışından anlaşıldığına göre o, belli bir dönemin değil Anadolu halkının yaşama biçimini, güldürü öğesini, alay ve eğlenme türünü, övgü ve yergi becerisini dile getirmiştir. Onunla ilgili gülmeceleri oluşturan öğelerin odağı sevgi, yergi, övgü, alaya alma. O, bunları söylerken bilgin, bilgisiz, açıkgöz, uysal, vurdumduymaz, utangaç, atak, şaşkın, kurnaz, korkak, atılgan gibi çelişik niteliklere bürünür. Özellikle karşısındakinin durumuyla çelişki içinde bulunma, gülmecelerinin egemen öğesidir. Bu öğeler Anadolu insanının, belli olaylar karşısındaki tutumun yansıtan, düşünce ürünlerini oluşturur. Nasreddin Hoca, halkın duygularını yansıtan, bir gülmece odağı olarak ortaya çıkarılır. Söyletilen kişi, söyletenin ağzını kullanır, böylece halk Nasreddin Hoca'nın diliyle kendi sesini duyurur. Nasreddin Hoca, bütün gülmecelerinde, soyut bir varlık olarak değil, yaşanmış, yaşanan bir olayla, bir olguyla bağlantılı bir biçimde ortaya çıkar. Olay karşısında duyulan tepkiyi ya da onayı gülmece türlerinden biriyle dile getirir. Tanık olduğu olaylar, genellikle, halk arasında geçer.

Hoca soyluların, yüksek saray çevresinde bulunanların aralarına ya çok seyrek girer ya da hiç girmez. Sözgelişi onun tanıştığı söylenen Selçuklu sultanlarıyla ilgili gülmecesi yoktur. Timur'la ilgili "hamam, Timur ve peştamal" gülmecesi de, Timur’dan çok önce yaşadığı için, sonradan üretilmiştir. Halk beğenisi hoca'yı Timur gibi çevresine korku salan bir imparatorun karşısına hamamda çıkarak, "kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit" türünden bir yergi yaratmıştır. Burada yerilen, dolaylı olarak, kendi toplumun, halkın üstünde gören saray insanlarıdır.

 Nasreddin Hoca gülmecelerinde dile gelen, onun kişiliğinde, halkın duygularını yansıtan başka bir özellik de eşeğin yeridir. Hoca eşeğinden ayrı düşünülemez, onun taşıtı, bineği olan eşek gerçekte bir yergi ve alay öğesidir. Anadolu insanının yarattığı gülmece ürünlerinde atın yeri yoktur denilebilir. Eşek, acıya, sıkıntıya, dayağa, açlığa katlanışın en yaygın simgesidir. Soyluların, sarayların çevresinde üretilmiş gülmecelerde eşek bulunmaz, oysa at geniş bir yer tutar. Bu konuda, başka bir çelişki sergilenir, gülmecede güldürücü öğe ile yerici öğe yan yana getirilir. Bunun örneği de kendisinden eşeği isteyen köylüye, "eşek evde yok" deyince ahırda onun anırmasını duyan köylünün "işte eşek ahırda" diye diretmesi karşısında, hocanın "eşeğin sözüne mi inanacaksın benimkine mi" demesidir. Onun gülmecelerinde, kaba sofuların "ahiret"le ilgili inançları da önemli bir yer tutar. "fincancı katırları", "ben sağlığımda hep buradan geçerdim" başlıklı gülmeceler katı bir inanç karşısındaki duyguyu açığa vurur. Toplumda neye önem verildiğini anlatan "ye kürküm ye" gülmecesi, hoca'nın dilinde, halkın tepkisini gösterir.  Nasreddin Hoca'nın etkisi bütün toplum kesimlerine yayılmış, "İncili Çavuş", "Bekri Mustafa", "Bektaşi" gibi çok değişik yörelerin duygularını yansıtan gülmece türlerinin doğmasına olanak sağlamıştır.

 Nasreddin Hoca; gerek yaşadığı döneme ve gerekse çağlar sonrasına damgasını vuran, toplumsal yergi ustası ve bir halk önderidir. Nasreddin Hoca Akşehir'de yaşamış ve döneminin Akşehir insanından yola çıkarak bütün insanlığa mesajlar göndermiştir.
Hoca; Akşehir Gölü'ne çaldığı umut mayasıyla, dünyanın ortası'nı Akşehir'e taşıyan eşeğiyle, sert rüzgarlı tekke deresi'ne gerdirmek istediği hasırıyla Akşehir'e aittir.

Akşehir ve Akşehirliler ise yüzyıllar boyunca Nasreddin Hoca'nın bıraktığı tarihi ve manevi mirasa sahip çıkmış ve korumuşlardır. Nasreddin Hoca, Akşehir'in her köşesinde varlığını sürdürmeye devam ediyor.
Akşehir'de karşılaşacağınız insanlar, gözlerindeki ışıltı, yüzlerindeki gülümseme, tatlı bir aksanla süslü konuşmalarındaki esprileriyle size Nasreddin Hoca'nın torunlarıyla karşılaştığınızı kanıtlayacaktır.

Balkanlar’dan Orta Asya’ya kadar pek çok ülkede birbirine benzer öyküleriyle anlatılan Nasreddin Hoca ve ilettiği mesajlar son derece önemlidir. O, hem toplumu ve kişileri eleştirir ve çözümler önerir hem de tüm insanlığa hoşgörü, kardeşlik, barış, iyimserlik önerileriyle seslenir.


Nasreddin Hoca'nın Hayatı 
(1208-1284)

 

Nasreddin Hoca'nın değeri, yaşadığı olaylarla değil, gerek kendisinin, gerek halkın onun ağzından söylediği gülmecelerdeki anlam, yergi ve alay öğelerinin inceliğiyle ölçülür. Onun olduğu ileri sürülen gülmecelerin incelenmesinden, bunlarda geçen sözcüklerin açıklanışından anlaşıldığına göre o, belli bir dönemin değil Anadolu halkının yaşama biçimini, güldürü öğesini, alay ve eğlenme türünü, övgü ve yergi becerisini dile getirmiştir. Onunla ilgili gülmeceleri oluşturan öğelerin odağı sevgi, yergi, övgü, alaya alma. Gülünç duruma düşürme, kendi kendiyle çelişkiye sürükleme, Şeriat'ın katılıkları karşısında çok ince ve iğneli bir söyleyişle yumuşaklığı yeğlemedir. O, bunları söylerken bilgin, bilgisiz, açıkgöz, uysal, vurdumduymaz, utangaç, atak, şaşkın, kurnaz, korkak, atılgan gibi çelişik niteliklere bürünür. Özellikle karşısındakinin durumuyla çelişki içinde bulunma, gülmecelerinin egemen öğesidir. Bu öğeler Anadolu insanının, belli olaylar karşısındaki tutumun yansıtan, düşünce ürünlerini oluşturur. Nasreddin Hoca, halkın duygularını yansıtan, bir gülmece odağı olarak ortaya çıkarılır. Söyletilen kişi, söyletenin ağzını kullanır, böylece halk Nasreddin Hoca'nın diliyle kendi sesini duyurur.

Nasreddin Hoca, bütün gülmecelerinde, soyut bir varlık olarak değil, yaşanmış, yaşanan bir olayla, bir olguyla bağlantılı bir biçimde ortaya çıkar. Olay karşısında duyulan tepkiyi ya da onayı gülmece türlerinden biriyle dile getirir. Tanık olduğu olaylar, genellikle, halk arasında geçer. Hoca soyluların, yüksek saray çevresinde bulunanların aralarına ya çok seyrek girer ya da hiç girmez. Sözgelişi onun tanıştığı söylenen Selçuklu sultanlarıyla ilgili gülmecesi yoktur. Timur'la ilgili "hamam, Timur ve peştemal" gülmecesi de, Timur'dan çok önce yaşadığı için, sonradan üretilmiştir. Halk beğenisi Hoca'yı Timur gibi çevresine korku salan bir imparatorun karşısına hamamda çıkarak, "kızım sana söylüyorum, gelinim sen işit" türünden bir yergi yaratmıştır. Burada yerilen, dolaylı olarak, kendi toplumun, halkın üstünde gören saray insanlarıdır.

Nasreddin Hoca gülmecelerinde dile gelen, onun kişiliğinde, halkın duygularını yansıtan başka bir özellik de eşeğin yeridir. Hoca eşeğinden ayrı düşünülemez, onun taşıtı, bineği olan eşek gerçekte bir yergi ve alay öğesidir. Anadolu insanının yarattığı gülmece ürünlerinde atın yeri yoktur denilebilir. Eşek, acıya, sıkıntıya, dayağa, açlığa katlanışın en yaygın simgesidir. Soyluların, sarayların çevresinde üretilmiş gülmecelerde eşek bulunmaz, oysa at geniş bir yer tutar. Bu konuda, başka bir çelişki sergilenir, gülmecede güldürücü öğe ile yerici öğe yanyana getirilir. Bunun örneği de kendisinden eşeği isteyen köylüye, "eşek evde yok" deyince ahırda onun anırmasını duyan köylünün "işte eşek ahırda" diye diretmesi karşısında, Hocanın "eşeğin sözüne mi inanacaksın benimkine mi" demesidir.

Onun gülmecelerinde, kaba sofuların "ahret" le ilgili inançları da önemli bir yer tutar. "Fincancı Katırları", "Ben Sağlığımda Hep Burdan Geçerdim" başlıklı gülmeceler katı bir inanç karşısındaki duyguyu açığa vurur. Toplumda neye önem verildiğini anlatan "Ye Kürküm Ye" gülmecesi, Hoca'nın dilinde, halkın tepkisini gösterir.
Nasreddin Hoca'nın etkisi bütün toplum kesimlerine yayılmış, "İncili Çavuş", "Bekri Mustafa", "Bektaşi" gibi çok değişik yörelerin duygularını yansıtan gülmece türlerinin doğmasına olanak sağlamıştır. Bunlardan ilk ikisi saray çevresinin oldukça kaba beğenisini, üçüncüsü de gene halkın Şeriat'ın katılığına karşı duyduğu tepkiyi dile getirir.
 

::Nasreddin Hoca'dan Öğütler::


BU  KEDİYSE  ET  NEREDE?

Nasreddin Hocanın canı bir gün yahni ister. Kasaba gidip iki kilo et alır, eve gönderir.
Hocanın karısı, yahniyi pişirirken komşuları çıkagelir. Misafire ikram edecek başka şeyi olmadığından yahniyi pişirip, komşularına ikram eder.
Akşam olup da evine yorgun argın dönen Hoca, yahninin özlemiyle sofraya kurulur.
Biraz sonra karısı Hocanın önüne bir tabak bulgur aşı koyar.  Hoca kızar:
--Hatun, hani bizim yahni? Karısı misafire ikram ettiğini söylemeye cesaret edemez.
--Hiç sorma efendi! Senin gönderdiğin eti kedi yedi, der. Hoca sofradan kalkar. Kediyi tartar.
Kedinin zayıflıktan bir deri bir kemik ve açlıktan bitkin halde olduğunu görür.
Bir karısına bir kediye bakar.
--Hatun, gerçekten eti bu bizim kedi mi yedi? diye sorar.  Karısı:
--Evet Efendi!  Bu utanmaz kedi yedi, der.
Hoca, koşarak el terazisini getirir. Terazinin bir gözüne kediye, öbür gözüne kilogramları koyar.
kedi tam iki kilo gelir.  Hoca karısına bakarak:
--Bak hatun! Şu gördüğün bizim kedi tam iki kilo geldi. Aldığım et de iki kiloydu. Bu tarttığım
kedi ise, et nerede?  yok bu tarttığım et ise, kedi nerede?!  diye sorar.

ÖĞÜTLER

Nasreddin Hoca, gerçekçi ve her zaman lafın doğrusuna taliptir. Kendisi karşı tarafı rencide 
etmemek için saf görünür. Fakat nükteleriyle aldatma ve yalanlara kanmadığını ispatlar.

Hoca'nın hoşgörüsüne diyecek yoktur. Son derece affedici ve hoşgörülü bir insandır. Ama hiç
bir zaman aptal yerine de konmak istemez. Yani herşeyin farkındadır. Hanımının sözlerine
kanmadığını kendi esprili uslubuyla göstermiştir.

Yalancının mumu yatsıya kadar yanar
İşe yalan karıştırmak, işin ve insanın değerini düşürür.
Yalanın faydası geçici, doğrununki ise süreklidir.


PARA,  CİMRİ  VE  NASREDDİN  HOCA

   Bir gün, cimrinin ve boşboğazın biri Nasreddin Hoca'ya:
-- Hoca Efendi, parayı sende mi seviyorsun?..  diye Hoca'ya tepeden inme bir soru sorar.
Hoca, bu tip adamları yakinen tanır. Ele talkın verip kendileri salkım yutan cinstendir bunlar.
Hoca hemen cevabı yapıştırır:
-- Para, insanı cimri ve vicdansız adamlara muhtaç olmaktan kurtarır. Onun için sevsem de ayıp
sayılmaz.

ÖĞÜTLER

Nasreddin Hoca, münasebetsiz soru soranlara layık olduğu şekilde cevap verir.
Verdiği cevaplarla onları iyiliğe sevkeder, kötülükten sakındırır ve doğruyu gösterir.

Fazla tatlı olma, yutulursun; fazla acı olma, atılırsın. Hoca, bu hikâyede münasebetsiz
     insana tatlı sert uslubunu kullanmıştır.
Başkasına muhtaç olmamak için çalışmak da ibadettir.
Cimrinin yüzüne bakmak, insanın kalbini katılaştırır. Cimrilerle karşılaşmak
     müminler için belâdır.
Eldeki para, hürriyetin aletidir. Peşinde koşulan para ise, kölelik aletidir.
Para, efendi değil, vasıtadır. Başkalarına nuhtaç olmamak ve mutaç olanlara da yardım
     için gereklidir.
Para iyi bir hizmetçi, kötü bir efendidir.


SEN  DE  HAKLISIN  HANIM

Nasreddin Hoca'nın kadılık (hakimlik) ettiği günlerde adamın biri yanına gelir. Adam,
komşusundan şikayetçidir. Derdini anlatır. Hoca, adamı güzelce dinledikten sonra:
-- Haklısın! diyerek gönderir.
Biraz sonra adamın şikayetçi olduğu komşusu çıkagelir. O da az önce gelen komşusundan
şikayetçidir. Derdini anlatır, hakkının verilmesini ister.
Hoca onu da güzelce dinler. Sonra: - Haklısın! diyerek onu da yollar.
O sırada Hoca'nın yanına gelmiş bulunan ve konuşulanlara kulak misafiri olan karısı, bu işe şaşar.
Hocaya:
-- İlahi Hoca Efendi! Sen ne biçim kadısın? Birbirinden şikayetçi olan iki adamın ikisi birden hiç
haklı olur mu?  diye sorar.
Karısının bu sözleri üzerine Hoca, bir süre düşündükten sonra ona şöyle der:
-- Hatun, sen de haklısın.

ÖĞÜTLER

Nasreddin Hoca, çok yönlü bir insandır. O, herkesin farklı kabiliyetlerde yaratıldığını ve ona göre
tavır geliştirmek gerektiğini bilir. Bütün nükteleri zamana ve mekâna da uygundur.

Hoca, burada haksızlık etmemek için çok dikkatli davranmıştır. Hem de hakların verilmesinde ne
derece dikkatli olunması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Kimin delili kuvvetli ise, kim meselesini daha güzel ortaya koyarsa, hakim onun lehine
hükmedebilir. Bu konuda sevgili Peygamberimizin de bir uyarısı vardır. Güzel bir dil ve delille
hakkı lehine çevirmeye çalışan kimseye "Ben dinlediğime göre hüküm veririm. Etkili
konuşmasıyla beni yanıltan kimseye, ateşten bir parça verilmiş olur" diye ikazda bulunmuştur.

Hâkimler, lehine hüküm verseler de sen gerçek hükmü vicdanından iste.
Hâkimlerin iki bölüğü cehennemdedir, bir bölüğü cennete. Gerçeği bilen ve ona
     göre hükmeden cennettedir. Gerçeği bildiği halde aksine karar verenle,
     bilgisiz hüküm veren cehennemdedir.
Karısının, yerinde soru sormasını beğenen Hoca, "Sen de haklısın hanım"
     karısını da gönüller.
Her zaman herkesi memnun edemeyiz ama herkesi memnun edecek biçimde
    konuşabiliriz.


TAZI

Ava meraklı çok cimri bir subaşı Nasreddin Hoca'ya:
-- Hoca Efendi, bana tavşan kulaklı, geyik bacaklı karınca belli, şöyle sicim gibi zayıf bir tazı
   buluver, der.
Bir süre sonra Hoca, bir sokak köpeğinin boynuna ip takıp subaşıya götürür.  Subaşı:
-- Aman Hoca Efendi, ben senden incecik bir tazı istemiştim. Sen ise bana koca bir sokak
köpeği getirmişsin deyince, Hoca lafı gediğine koyar:
-- Merak etmeyin efendim. Sizin yanınızda bu köpek bir aya varmaz, tazıya döner!

ÖĞÜTLER

Nasreddin Hoca, uyarılarını yaparken her yerde her şeyi söylemez. Fırsatı geldiğinde nazik bir
şekilde araya girer ve taşı gediğine koyar.

Doğru söylemeli fakat her doğruyu her yerde söylememelidir. Hoca'nın yaptığı uyarı,
     bir nükte ile yapıldığından hem kırıcı olmaktan uzaktır hem de geç unutulur.
Allah katında doğru sözden daha sevgili bir sadaka yoktur.
Ne söylediğin önemli değildir, nasıl söylediğin önemlidir. Hoca, insanlara iyi niyetle ve
     espriyle doğruyu söyler. O yüzden sözleri batıcı ve inciti olmaz.
Cimrilik, Allah katında sevilmeyen huylardandır.
Cimri insan, dünyada fakirler gibi yaşar, ahirette zenginler gibi soruya çekilir.


KURDUN  KUYRUĞU  KOPARSA

Nasreddin Hoca arada bir arkadaşlarıyla beraber ava da çıkardı. Kurtlardan iyice bıkan Akşehir
halkı, hayvanlarını yiyen kurtları avlamak için gruplara ayrılırlar.
Hoca ve bir arkadaşı bir kurt ini görürler. Arkadaşı kurt yavrusunu yakalamak için ine girer.
Hoca ise dışarıda kalır. O sırada ana kurt çıkagelir. İne girerken Hoca, kurdun kuyruğunu sıkıca
yakalar ve hayvanın ine girmesini önlemeye çalışır. Kurt Hoca'dan kurtulmak için çırpınırken inin
içi toz duman içinde kalır. Arkadaşı inin içinden Hoca'ya seslenir:
-- Hocam, bu toz duman da nedir?
Hoca dışarıdan cevap verir:
--Dua et de kurdun kuyruğu kopmasın. Eğer koparsa toz dumanı o zaman görürsün!..

ÖĞÜTLER

Her ormanı boş sanma, belki de kuytularında bir kaplan uyuyordur.
    Tehlikeyi hafife almak, kişiyi zor duruma düşürür.
   
Bu hikâyede avcılar, kurt yavrularını yalnız görünce, tedbirsizce hemen ine girdiler.

Nasreddin Hoca, bu hikâyede tehlikeyi hafife almanın ve tedbirsizliğin kişiyi ne kadar zora 
düşürdüğünü "kurdun kuyruğu koparsa tozu dumanı görürsün!" sözüyle kısaca anlatmıştır.


EŞEK  EVDE  YOK!

Komşusu bir gün Nasreddin Hoca'ya gelip eşeğini ödünç ister. Aynı adam birkaç defa eşeğini
almış sakatlayıp, dövülmüş olarak geri getirmiştir. Hoca'nın canı yandığı için komşusuna:
-- Kusura bakma komşu, eşek burada yok! der.
Komşusu geri döneceğinde, ahırdaki eşek yeri göğü inleterek anırmaya başlar.
Komşusu Hoca'ya:
-- Hocami hani eşek burada yokyu? 
Hoca:
-- Aşkolsun komşu, bu yaşımda ak sakalımla benim sözüme inanmıyorsun da, eşeğin sözüne mi inanıyorsun!...

ÖĞÜTLER

Nasreddin Hoca, Bu hikâyede sözünde durmayan, emâneti hor kullanan insanlara gereken 
dersi vermiştir.

Aldığımız emanetleri yıpratmadan, vaktinde geri vermesini bilmeliyiz. Aksi halde
     lazım olunca, istediğimiz verilmeyebilir.
Aldığını vermeyen, aradığında bulamaz. Aldığını veren ise, aradığını bulur. İnsan 
     aldığı borcu ödemezse, tekrar ihtiyaç duyduğunda kimse ona birşey vermez.


DAĞIN  ARDI

Nasreddin Hoca bir gün eşeğini kaybeder. Türkü söyleyerek hayvanını aramaya başlar.
Hoca'yı görenler sorarlar:
-- Hayrola Hoca, ne yapıyorsun?
-- Eşeğimi kaybettim, onu arıyorum, der.
-- Türkü söyleyerek kayıp eşek mi aranır? diye şaşkınlıkla sorarlar. Hoca gayet sakin,
ilerdeki dağı göstererek:
-- Umudum şu dağın ardında. Şayet orada da bulamazsam o zaman görün siz bendeki feryadı!

ÖĞÜTLER

Nasreddin Hoca, hayata ümitle bakar. Elinden geleni yapmakla birlikte sıkıntılar karşısında kendini bırakıvermez. Allah'tan ümit kesilmeyeceğini, her zorluktan sonra bir kolaylığın  geleceğini bilir.

Dünya ümit dünyasıdır. 
İnsanı yaşatan ümittir. Geleceğini ne göstereceği bilinmez. 
    Hayata ümitle bakmak, insana canlılık ve yaşama sevinci verir. 
Ümidini kaybetmiş olanın, başka kaybedecek şeyi yoktur.
Mağlubiyete uğrayınca ümitsizliğe kapılma,  her başarısızlıkta bir zafer arzusu yatar
.

::Hoca Hakkında Söylenenler::


Ilhan Basgoz
"...En az 500 yildan beri onun fikralarini dinleyerek, beslenerek buyumusuz. Bu etki cocuk coluk, genc ihtiyar hepimize islemis. Boylece Nasreddin Hoca'yi Turk halki yarattigi kadar, Turk halkini da Nasreddin Hoca yaratmistir..."


Adnan Binyazar
"...Nasreddin Hoca, her kesim halkin; koylunun kentlinin, varsilin yoksulun celiskilerini, dusuncelerini, elestirilerini dile getirir. Fikralarda yerellik, sinifsallik ozelligi onemli bir ayrilik yaratmakla birlikte, Nasreddin Hoca'da bu gorulmez. Basta komsu ulkeler olmak uzere, butun dunyada taninmasinin, yayginlasmasinin nedenini, onun bu evrensel yonunde aramak gerekir..."


Toramirzo Cabbarov
"...Nasreddin Hoca Turk milletinin yukunu yeniledecek, her bir evde beklenecek, misafirdir. Onun kartviziti kahkahadir. O Dogu ve Bati memleketlerinde faal olan vatandastir. Ulke sinirlarindan esegine binip gecer. Onun pasaportunu sinir erleri yoklamiyorlar. Cunku o dunyanin buyuk insanidir. O yildan yila genclesiyor. Omuzundaki gomlegi eskisiyor, ama gulusu daima yenilesiyor.."


Ahmet Caferoglu
"...Bu aziz halk evladinin sariginda sehir, yani yerlesik, kucuk eseginde ise gocebe Turk yasayisinin bagdastirilmak istendigini sezmekteyim. Bu yolla Hoca'miz kece medeniyeti ile balcik medeniyetini kendi sahsinda kaynastirmis bir sovalyedir."


Ziya Gokalp
"...Nasreddin Hoca, Turk nekregullugunun en yuksek simasidir." [Nekre: hosa giden, gulunc, ince bir alay iceren soz]


Abdulbaki Golpinarli
"...Halk Hoca'dir...Hoca, halkin muhayyilesinde; halk, icap edince oz nefsine bile onun nuktesiyle catiyor, onun diliyle sozler sarfediyor. Bedri Rahmi Eyuboglu'nun dedigi gibi yakin zamanda bir gun Hoca, otobuse, dolmusa da binecek, taksiye de binmek isteyecek mutlaka."


Rostislav Holthoer
"...Hoca'nin dunyanin baska yorelerindeki fikralarda ve masallarda yasamasi pek muhtemeldir. Ortadogunun pek cok ulkesi Hoca'yi kendi mali yapmak istiyor. Ama turbesi Turkiye'de Aksehir'de bulunuyor. Ne var ki, kisiligi ve unu bu kentle sinirli degildir. Kendisi kozmopolit olup zamanlarin otesinde bulunmaktadir."


Fuat Köprülü
"...O, bizim en asli mahsullerimizden biridir." [Fuat Koprulu, Nasreddin Hoca'nin tarihi kisiligiyle ilgili arastirmalara ilk onculuk eden kisidir. A. Kabacali, 1991]


Sukru Kurgan
"...Anadolu Turk mizahi, yorgun bir zihnin dusuncelerini bosaltan, dilimizin guclu bir deyimi ile "lala-pasa eglendiren" basibos bir mizah degildir. Nasreddin Hoca mizahi, Turk halkinin sorunlari ile beraber yuruyen, toplum egitimine yonelmis, yapici bir mizahtir. Turk halki, yuzyillar boyunca dertlerini bu mizahla avutmus, sevinebildigi mutlu gunlerde de, bu mizahin sevinci ile yasamistir...Bu 'Nasreddin Hoca sevinci ile yasamak', hafif olmak, isleri sakaya almak demek degildir, sadece guler yuzu ciddilige engel saymamak, yani Turk halki gibi 'guler yuzle ciddi olmak' demektir..."


Anna Masala
"...Nasreddin'in vucudu turbesinde istirahat etmekteyse de ruhu hicbir zaman olmemistir. Hatta gercek mucize sudur: Butun dunya ondan bahsetmekte, edebiyatcilar ondan bahsetmekte, toplumlar ondan bahsetmekte, halk onu kendi gizli koruyucusu olarak tanimakta ve hikayeleri ruzgar gibi yayilip, ekmek gibi kabarmaktadir. Gelecek nesillerin bu ekmekle uzun zaman beslenecekleri suphesizdir..."


Aziz Nesin
"...Dogumundan once de, olumunden sonra da yasamis insan Nasreddin Hoca'dir. Olumunden sonra yasamis baska tarihsel ve toplumsal kisiler vardir, ama olumunden once de yasamis olan dunyadaki tek insan Nasreddin Hoca'dir..."
"..Nazim Hikmet, Hoca'yi gulen degil, aglayan insan sembolu olarak gostermistir. Nasreddin Hoca fikralarinin ozunde gozyasi vardir. Turk halki bu fikralara, aglamanin yerine, gulmustur. Cunku Nasreddin Hoca yalniz alay etmekle yetinmemis, ezilen halkin da kaltabanligi, o curumus toplumdaki korkakligi, ikiyuzlulugu, yureksizligi, sahteciligiyle de alay etmistir. Aslinda Nasreddin Hoca derken, Turk halkinin kendisini anlamaktayiz. Boylece Turk halki, kendi kendisiyle alay edebilme olgunlugunu gostermistir.
Goethe, 'Kendikendisiyle alay edemeyen, olgun insan olamaz' der. Turk halki, yuzyillar boyunca yarattigi Nasreddin Hoca'nin toplumsal kisiliginde, biyandan ezenlerle alay ederken, biyandan da kendikendisiyle alay ederek, cokuntu nedeninde kendisinin de sorumlu oldugunu, payi bulundugunu gostermistir..."


Cahit Tanyol
"...bu fikralarda bireysel tek bir iz dahi bulmak mumkun degildir. Hoca'da belli bir aptal kisi degil, belli bir aptalligimiz ve bonlugumuz hicvedilir."


Fikret Turkmen
"...Karsimiza, Turkistan'dan Macaristan'a Sibirya'dan Kuzey Afrika'ya kadar Turklerin ayak bastigi her yerde Nasreddin Hoca cikmaktadir..."


Hoca'nın Ülkelerdeki İsmi


::İsmi::

::Ülke::

Mullah Nasruddin

Afganistan
Nasredin HoxhaAlbanien
Mulla NasrudinArabistan
Molla NasreddinAzerbaycan
Nasruddin KhojaBosna-Hersek
Mulla NasrudinPortagiz
Nastradin HocaBulgaristan
AfandiÇin
Nasreddin Hodjaİngiltere
Nasr Eddin HodjaFransa
Nasreddin HodschaDeutsch
Nastradhin ChotzasGriechen
Nasreddin HojaKazakistan
Nasreddin AfandiKirgızistan
Nasreddin Hogiaİtalya
Stradin HocaMakedonya
Maulana NasruddinMalaysia
Molla NesiruddinPakistan
Mulla NasruddinPersien
Hodza NasredinPolen
Nastratin HogeaRumanya
Hodja NasreddineRusya
Khodja NasreddinÖzbekistan
Nasruddin HodzaSerbo-Kroat
Nasreddin Hodjaİspanya
Nasreddin HocaTürkiye
Nasreddin EpendiTürkmenistan

::Nasreddin Hoca Kitapları::


     Buradaki NasreddiN Hoca'nın kitaplarını görebilir ve hatta satın alabilirsiniz. Satın almak için "Satın almak için tıklayın" linkine tıklayak bu işlemi gerçekleştirebilirsiniz. Bu kadar basit
 

Ferit Ragıp Tunçor
İNKILAP KİTABEVİ

256 sayfa; 3.HAMUR;
16x24 cm;
KARTON KAPAK;
Dili:Türkçe

Satın almak için tıklayın > > >

 

 

ANTEP (=GAZIANTEP) CUISINE,Nasreddin Hoca Serisi/10adet

Yayın Yılı: 1997; 160sayfa; 1.HAMUR; 16,5x24 cm;
KARTON KAPAK;
Dili:TÜRKÇE

Satın almak için tıklayın > > >

 

 

Nasrettin Hoca Türbesi
  
Nasrettin Hoca Akşehir dendiğinde ilk akla gelen kişidir. Yaklaşık 800 yıl önce yaşamıştır. Yapmış olduğu nüktelerle güldürmüş ve aynı zamanda düşündürmüştür. Ününü bu şekilde bütün dünyaya yaymayı başarmıştır. Fıkralarını da kültürlere göre değişimler göstermiştir. Arabistanlılar için "Cuha" olmuş Bulgaristan için "Tilki Peter" olarak bilinmeye başlanmıştır. 1284 yılında Akşehir'de ölen Nasrettin Hoca'nın türbesi de bu kenttedir. Haritada Göster 





Kişiliği

Nasreddin Hoca, ömrünü insanlara doğru yolu gösteren, iyilikleri bildiren, doğruya sevkeden ve kötülüklerden sakındıran bir veli idi. Bu işi yaparken tabiatı icabı kendisine has bir yol tutmuştur. Böylece hakkın anlatılması ve cemiyetteki bozuk yönlerin düzeltilmesi için, meseleyi halkın anlayacağı bir dil ve üslub ile, gayet manidar latifeler halinde kısa ve öz olarak dile getirmiştir. Latifeleri hikmet ve ibret dolu birer darb-i mesel gibidir. Bu bakımdan adına uydurulan edep dışı ve nükteden uzak bir takım fıkraların onunla ilgisi yoktur. Manidar latifeleri önce yakın cevresinde şifahi olarak dilden dile dolaşmış, sonraları git-gide yayılmış ve zamanla bir takım değişikliğe uğramıştır. Bu sebeple onun olmayan bir takım bayağı fıkralar da ona mal edilerek anlatılmıştır. Yapılan ilmi çalışmalar, onun ilim ve edeb sahibi bir veli olması, söz konusu sıradan basit fıkraları söylemediğini açıkca göstermektedir. Ayrıca, Nasreddin Hoca´nın efsanevi bir kişi değil, on üçüncü asırda Anadolu Selçukluları zamanında yaşamış salih bir müslüman olduğunu ortaya çıkarmıştır. Çünkü onun nükteleri, bir insanın başından geçen gülünç hadiselerin ifadesi değil, görünüşte güldürücü aslında ince hikmetleri dile getiren, düşündürücü latifelerdir. Ayrıca Türk milletinin zeka inceliğini, nükte gücünü en iyi şekilde yansıtan bu nüktelerin belirli vasfı; Allahü tealanın emir ve yasaklarını bir latife üslubu ile bildirmesidir. Bu latifelerin toplandığı eserlerden biri, Londra´da British Museum´da. Haza Terceme-i Nasreddin Efendi Rahme başlıklı yazma eserdir. Ancak bu eserdeki latifelerin bir kısmı, onun üslubuna ve nükte tekniğine uymamaktadır. Nitekim eserin sonunda bu durum: "İşte Nasreddin Efendinin kibar-ı evliyadan (Evliyanın Büyüklerinden) olduğuna şek ve şüphe yoktur. Merhumun bu kıssalardan haberi var yok böyle yazmışlar. Her kim okuyup tamamında bu merhumun ruhu için bir Fatiha bağışlarsa, Hak sübhane ve teala ol kimsenin ahir ve akibetini hayr eyleye" şeklinde belirtilmiştir. Ayrıca, Nasreddin Hoca adlı eserde başka nüktelerine yer verilmiştir.

Nasreddin Hoca, fert ve toplumu her yönüyle çok iyi tanımış, insanların aile, komşuluk, dostluk, ticari münasebetlerine ait cemiyette gördüğü aksak yönleri düzeltmek ve nasihat etmek maksadıyla nüktelerle dile getirmiş, düşünmeye ve doğruya sevk etmiştir. Sosyologlar ve psikologlar, insanı ve cemiyeti tanıyıp, çeşitli yönlerini incelemek için onun latifelerinden çok istifade etmişlerdir.

Nasreddin Hoca fıkraları, batı dillerine de çevrilmiş ve bu dillerde Hoca hakkında mühim neşriyat yapılmıştır. Bunlar arasında

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !